1830’ların Almanya’sında yaşayan Ellen Hutter, çevresindeki insanların kolayca açıklayamadığı ağır kabuslar ve nöbetlerle mücadele eden genç bir kadındır. Geceleri gördüğü karanlık figürler ve üzerinde hakimiyet kuran uğursuz varlık, Ellen’ın hayatının sıradan görünen yüzünün altında uzun zamandır taşıdığı bir korkunun bulunduğunu gösterir. Buna karşın Ellen’ın günlük hayatındaki en önemli kişi, eşi Thomas Hutter’dır. Genç çift birbirine bağlıdır ancak Thomas, daha iyi bir gelecek kurmak ve iş hayatında yükselmek istemektedir.
Thomas’ın çalıştığı emlak ofisinde önüne alışılmadık fakat maddi açıdan cazip bir görev çıkar. Patronu Herr Knock, Karpatlar’ın uzak bir bölgesinde yaşayan Kont Orlok adlı soylunun Wisborg’da bir mülk satın almak istediğini söyler. Satış işlemlerini tamamlamak için birinin bizzat Kont’un yaşadığı bölgeye gitmesi gerekmektedir. Thomas bu işi kabul eder.
Yolculuk kararı Ellen’ı huzursuz eder. Thomas evden ayrılmadan önce karısını yakın dostları Friedrich ve Anna Harding’in yanında bırakır. Varlıklı ve düzenli bir hayat süren Harding ailesi, Ellen’ı kendi evlerinde ağırlarken Thomas doğuya doğru uzun bir yolculuğa çıkar.
Thomas’ın seyahati şehirden uzaklaştıkça giderek daha tekinsiz bir hal alır. Dağlık bölgeye ulaştığında karşılaştığı insanların davranışları değişir. Yabancılar Kont Orlok’un adını duyduklarında açık biçimde tedirgin olur, Thomas’ın gitmekte olduğu yere karşı mesafeli davranırlar. Geceleri yapılan esrarengiz törenler ve bölge halkının batıl inanç gibi görünen korkuları Thomas’ın önündeki yolun sıradan bir iş seyahati olmadığını belli eder.
Thomas sonunda Orlok’un şatosuna ulaşır. Issızlığın ortasında yükselen yapı neredeyse terk edilmiş görünmektedir. Kont Orlok ise Thomas’ın karşılaşmayı beklediği herhangi bir aristokrata benzemez. Yaşlı, ürkütücü görünüşlü ve davranışları son derece rahatsız edici olan Kont, misafirini geceleri kabul eder ve evrak işlerini karanlık saatlerde yürütür.
Başlangıçta Thomas’ın amacı yalnızca mülk satışını tamamlayıp evine dönmektir. Fakat şatoda geçirdiği zaman arttıkça bulunduğu yer üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başlar. Gündüz ve gece arasındaki sınırlar belirsizleşir; odalar, uzun koridorlar ve kilitli bölümler giderek bir hapishaneyi andırır. Thomas geceleri yaşadığı olayların ardından fiziksel olarak da zayıflamaya başlar.
Kont’un ilgisinin yalnızca satın alacağı eve yönelik olmadığı kısa sürede anlaşılır. Thomas’ın yanında Ellen’a ait bir hatırayı görmesiyle Orlok’un dikkati genç kadına çevrilir. Thomas için artık mesele yalnızca kendisini şatodan kurtarmak değildir. Evinden yüzlerce kilometre uzaktayken Ellen’ın da bu karanlığın içine çekildiğini fark etmeye başlar.
Thomas’ın yokluğunda Ellen’ın durumu gerçekten de ağırlaşmaktadır. Harding ailesinin evinde kaldığı süre boyunca gördüğü kabuslar şiddetlenir. Zaman zaman bilincini kaybeder, nöbetler geçirir ve çevresindekilerin anlam veremediği davranışlar sergiler. Anna, arkadaşının yanında olmaya çalışırken Friedrich yaşananları daha çok tıbbi bir sorun olarak görür.
Ellen’ın tedavisi için doktorlardan yardım istenir. Ancak geleneksel yöntemler yeterli olmaz. Ellen’ın anlattıkları ve yaşadığı nöbetler sıradan bir hastalıkla açıklanamayınca olayın daha sıra dışı bir yönü olabileceği düşüncesi güçlenir.
Öte yandan Thomas’ın Kont Orlok’la yaptığı görüşmenin sonuçları artık yalnızca şatonun duvarları arasında kalmaz. Orlok, Wisborg’a doğru harekete geçer. Onun yolculuğuyla birlikte hayvanlar, tabutlar ve giderek büyüyen bir ölüm tehdidi de batıya taşınmaktadır. Deniz yolculuğunda yaşanan olağan dışı olaylar, Wisborg’a yaklaşmakta olan tehlikenin boyutunu artırır.
Thomas ise şatodan kurtulup Ellen’a dönmeye çalışırken ağır bir mücadele vermektedir. Yaşadığı şeyleri geride bırakması mümkün değildir; gördüğü varlığın gerçek olduğuna ve Ellen’ın doğrudan tehlikede bulunduğuna artık emindir.
Kont Orlok’un Wisborg’a ulaşmasıyla kentteki hayat kısa sürede değişmeye başlar. Hastalık ve ölüm söylentileri yayılır. Sokaklarda korku hakim olurken yaşananlar önce salgın hastalık olarak değerlendirilir. Fakat Ellen’ın nöbetleri, Thomas’ın yaşadıkları ve Kont’un gelişi arasındaki bağ giderek belirginleşir.
Bu noktada hikayeye Profesör Albin Eberhart von Franz dahil olur. Geleneksel bilimsel açıklamaların dışında kalan konularla ilgilenen Von Franz, Ellen’ın durumunu diğerlerinden farklı biçimde ele alır. Onun için Ellen’ın yaşadıkları yalnızca fiziksel ya da ruhsal bir rahatsızlık değildir. Thomas’ın doğuda karşılaştığı Kont Orlok ile Wisborg’daki olayların aynı kaynaktan geldiğini düşünmeye başlar.
Ellen da kendisini takip eden varlığın artık yalnızca rüyalarında olmadığını anlar. Thomas’ın dönüşü genç çifti yeniden bir araya getirse de aralarındaki hayat eskisi gibi değildir. Thomas, karısını korumaya çalışırken Ellen kendisiyle Orlok arasındaki açıklanması güç bağla yüzleşmek zorunda kalır.
Wisborg’daki ölümler çoğalırken Friedrich, Anna, Thomas, Ellen, Dr. Wilhelm Sievers ve Von Franz aynı felaketin farklı taraflarında kalır. Bir yanda hastalıkla mücadele etmeye çalışan insanlar, diğer tarafta olayların doğaüstü kaynağını ortadan kaldırmaya çalışanlar vardır.
Film bundan sonra Kont Orlok’un Ellen üzerindeki baskısının artması ve Thomas ile Von Franz’ın onu durdurmanın bir yolunu araması üzerine yoğunlaşır. Şehirdeki felaket büyürken Ellen’ın vereceği karar da mücadelenin merkezine yerleşir.
Hikayenin son bölümündeki yüzleşmenin nasıl sonuçlandığı, karakterlerin kaderleri ve Orlok’a karşı bulunan yöntemin sonucu filmin en önemli final gelişmelerini oluşturduğu için burada bırakmak en doğrusu.
Nosferatu Oyuncuları ve Karakterleri
Lily-Rose Depp — Ellen Hutter
Nicholas Hoult — Thomas Hutter
Bill Skarsgård — Kont Orlok
Willem Dafoe — Profesör Albin Eberhart von Franz
Aaron Taylor-Johnson — Friedrich Harding
Emma Corrin — Anna Harding
Ralph Ineson — Dr. Wilhelm Sievers
Simon McBurney — Herr Knock

