Film Konuları

Hawaii (1966) Film Konusu

4 Kasım 2026 · dizikonusu
[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Pasifik Okyanusu’nun ortasında yer alan Hawaii Adaları, yüzyıllar boyunca dış dünyadan büyük ölçüde uzak kalmış, kendine özgü inançları, gelenekleri ve toplumsal düzeniyle varlığını sürdürmüş bir coğrafyadır. Adaların halkı, doğayla kurdukları güçlü bağı yalnızca günlük yaşamlarının değil, dini inançlarının da merkezine yerleştirmiştir.

Nesilden nesile aktarılan eski bir efsaneye göre Hawaii halkının ataları, çok uzun zaman önce Bora Bora Adası’nda yaşamaktadır. Kanaloa, Pele, Kane ve denizlerin koruyucusu olarak kabul edilen başka tanrılar, halkın inanç dünyasında önemli bir yere sahiptir.

Ancak zamanla ortaya çıkan Oro adlı savaşçı ve acımasız bir tanrıya duyulan korku, insanların yaşamlarını değiştirmeye başlar.

Kral Kanakoa, halkını bu korkudan kurtarabilmek için büyük bir karar verir. Atalarının topraklarını geride bırakarak kuzeyde bulunduğuna inanılan yeni bir ülkeye doğru yola çıkacaklardır.

Yanlarına kutsal taşlarını, tohumlarını ve yeni bir hayat kurabilmek için ihtiyaç duydukları malzemeleri alan insanlar, bilinmeyen denizlere açılır.

Uzun ve tehlikeli bir yolculuğun ardından Hawaii kıyılarına ulaşırlar.

Burada kendilerine yeni bir yaşam kurar, geleneklerini sürdürür ve doğayla iç içe bir toplum oluştururlar.

Aradan birçok nesil geçer.

Ancak 19. yüzyılın başlarında Avrupa’dan gelen denizciler, tüccarlar ve farklı ülkelerin temsilcileri, adaların yüzyıllardır devam eden düzenini değiştirmeye başlar.

Özellikle Kaptan James Cook’un Hawaii’ye ulaşmasından sonra Batı dünyasıyla kurulan ilişkiler, adaların siyasi ve toplumsal hayatında büyük değişimlere neden olmuştur.

Avrupalıların kullandığı büyük gemiler, ateşli silahlar ve yazılı kayıt sistemleri, Hawaii halkı üzerinde önemli bir etki yaratmıştır.

Ancak bu karşılaşma, yalnızca yeni teknolojilerin tanınmasını sağlamamıştır.

Yabancıların getirdiği hastalıklar, alkol, ticari çıkarlar ve toprak edinme girişimleri, yerel halk için giderek büyüyen sorunlara dönüşmüştür.

Hawaii’nin geleneksel inanç sistemi de bu dönemde önemli bir değişim geçirmektedir.

Bazı eski tapınaklar terk edilmiş, yerel yöneticiler Hristiyanlık hakkında daha fazla bilgi edinmek istemeye başlamıştır.

Ancak Batı dünyasından gelenlerin davranışları, adaların insanlarında büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Bu gelişmeler, Hawaii kraliyet ailesinden Prens Keoki Kanakoa’yı Amerika Birleşik Devletleri’ne götürür.

Keoki, halkının yaşadığı sorunlara çözüm bulmak amacıyla New England bölgesinde dini eğitim almaya başlamıştır.

Yale’deki öğrenimini tamamlamasının ardından yaptığı konuşma, çevresindeki genç din adamları üzerinde büyük bir etki yaratır.

Prens Keoki, Hawaii halkının neden Hristiyanlıkla ilgilenmeye başladığını ve bu süreçte karşılaştıkları hayal kırıklıklarını anlatmaktadır.

Ona göre halkı, yabancıların sahip olduğu bilgiye ve Hristiyanlığın vadettiği manevi değerlere büyük bir ilgi duymuştur.

Ancak adalara ulaşan insanların önemli bir bölümü, dini öğretileri anlatmak yerine kendi çıkarlarını korumaya çalışmıştır.

Denizciler ve tüccarlar, yerel halkın yaşamını giderek zorlaştırmış; hastalıklar, alkol ve ekonomik sömürü, toplumsal düzeni tehdit etmeye başlamıştır.

Keoki, bütün bu gelişmelerin ardından Amerikalı din adamlarından yardım istemektedir.

Hawaii halkına yalnızca dini eğitim verecek değil, aynı zamanda günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunları anlamaya çalışacak insanların adalara gitmesi gerektiğine inanmaktadır.

Ancak genç din adamlarının önemli bir bölümü, böyle uzak ve tehlikeli bir görevi üstlenmek istememektedir.

Hawaii, onlar için dünyanın öbür ucunda bulunan, yaşam koşulları hakkında neredeyse hiçbir şey bilmedikleri yabancı bir ülkedir.

Bu konuşmadan etkilenen kişilerden biri, Abner Hale adlı genç bir din adamıdır.

Abner, hayatını dini kurallara göre düzenlemiş, inançlarına son derece bağlı ve görev bilinci güçlü bir adamdır.

Çocukluğundan beri kendisini Tanrı’ya hizmet etmeye adamıştır.

Yale’deki dini eğitimini tamamladıktan sonra hayatının geri kalanını inancını yaymak için geçirmek istemektedir.

Ancak Abner’ın kişiliği, onu çevresindeki insanlardan farklı kılmaktadır.

Günlük hayatta oldukça beceriksiz, sosyal ilişkilerde çekingen ve insanların duygularını anlamakta zorlanan bir yapıya sahiptir.

Özellikle dini konulardaki tavizsiz düşünceleri, bazen çevresindekileri rahatsız etmektedir.

Abner, kutsal kitapta yer alan kuralların tartışılmadan uygulanması gerektiğine inanmakta ve insanların davranışlarını bu kurallara göre değerlendirmektedir.

Hawaii’ye gitme fırsatı ortaya çıktığında, bunu Tanrı tarafından kendisine verilen önemli bir görev olarak kabul eder.

Ancak misyonerlik kurulu, genç adamın önüne beklenmedik bir şart koyar.

Abner’ın Hawaii’ye gönderilebilmesi için evli olması gerekmektedir.

Çünkü kilise yöneticileri, genç din adamlarının yabancı bir toplumda eşleri olmadan yaşamalarını uygun bulmamaktadır.

Abner ise daha önce ciddi bir romantik ilişki yaşamamıştır.

Bütün zamanını eğitimine ve dini çalışmalarına ayırdığı için evlilik konusunda neredeyse hiçbir deneyime sahip değildir.

Bu nedenle kendisine eş bulmak, düşündüğünden çok daha zor bir meseleye dönüşür.

Misyonerlik kurulunun yardımıyla New Hampshire’daki Walpole kasabasında yaşayan Bromley ailesiyle tanışması sağlanır.

Ailenin yirmi iki yaşındaki kızı Jerusha Bromley, güzel, eğitimli ve duygusal bir genç kadındır.

Ancak Jerusha’nın geçmişinde hala etkilerini taşıdığı bir aşk hikayesi bulunmaktadır.

Yıllar önce Rafer Hoxworth adlı genç bir deniz kaptanına aşık olmuştur.

Rafer, cesur, özgürlüğüne düşkün ve dünyanın farklı bölgelerini dolaşan maceracı bir adamdır.

Jerusha, onunla birlikte bir gelecek kurmayı hayal etmiş, ancak genç kaptanın yeniden denize açılmasının ardından uzun süre kendisinden haber alamamıştır.

Aradan geçen yıllar, Jerusha’nın hayatını belirsizlik içinde bırakmıştır.

Bir taraftan Rafer’ın geri dönebileceğine inanmak istemekte, diğer taraftan ise hayatının geri kalanını geçmişte kalan bir ilişkinin beklentisiyle geçiremeyeceğini düşünmektedir.

Ailesi de bu durumdan endişe duymaktadır.

Özellikle babası Charles Bromley, kızının yeniden mutlu olabileceği bir hayat kurmasını istemektedir.

Bu nedenle Abner Hale ile tanışmasını destekler.

Ancak Jerusha’nın annesi Abigail, genç din adamının kızına uygun biri olduğundan emin değildir.

Abner’ın dış görünüşü, sert dini düşünceleri ve sosyal ortamlardaki beceriksizliği, ilk karşılaşmada pek olumlu bir izlenim yaratmaz.

Üstelik Abner, Jerusha’nın yanında nasıl davranması gerektiğini bilememektedir.

Genç kadını etkilemek amacıyla şiirlerden ve dini metinlerden söz etmeye çalışır.

Ancak konuşmalarının yapmacık görünmesi, onu daha da zor durumda bırakır.

Sonunda Jerusha’ya karşı dürüst davranmaya karar verir.

Güzel konuşmalar yapmakta başarılı olmadığını, hayatının büyük bölümünü dini çalışmalara ayırdığını ve Hawaii’ye gitmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu anlatır.

Üstelik Jerusha’nın böyle uzak bir ülkeye gitmeyi kabul etmeyeceğini düşündüğü için evlilik konusunu açmakta zorlanmaktadır.

Ancak genç kadının tepkisi, beklediğinden farklı olur.

Jerusha, Abner’ın samimiyetinden ve görevine duyduğu bağlılıktan etkilenmeye başlar.

Geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını geride bırakarak yeni bir hayata başlama düşüncesi, ona farklı bir gelecek ihtimali sunmaktadır.

Böylece ikili arasında beklenmedik bir yakınlık gelişir.

Abner ile Jerusha, kısa süre içinde evlenmeye ve Hawaii’ye birlikte gitmeye karar verir.

Ancak evlilikleri, birbirlerini uzun yıllardır tanıyan iki insanın kurduğu sıradan bir birliktelik değildir.

İkisi de farklı beklentilerle bu yolculuğa hazırlanmaktadır.

Abner için Hawaii, dini görevini yerine getireceği kutsal bir çalışma alanıdır.

Jerusha ise hem kocasının yanında olmak hem de geçmişten uzaklaşarak kendisine yeni bir hayat kurmak istemektedir.

Üstelik genç kadın, karşılaşacağı insanların geleneklerini öğrenmeye ve farklı bir kültürü tanımaya ilgi duymaktadır.

Ancak Hawaii’ye ulaşmadan önce onları oldukça zorlu bir deniz yolculuğu beklemektedir.

Misyonerlerden oluşan grup, Kaptan Janders’ın yönettiği gemiyle Amerika’dan ayrılır.

Yolculuk sırasında farklı kişiliklere sahip din adamları ve aileleri, aylar boyunca küçük bir gemiyi paylaşmak zorunda kalır.

Grubun üyeleri arasında Doktor John Whipple da bulunmaktadır.

Whipple, dini inançlarına bağlı olmasına rağmen insanlara yardım etmenin yalnızca vaaz vermekten ibaret olmadığını düşünen bir hekimdir.

Özellikle hastalıkların tedavisi, hijyen ve tıbbi bakım konusunda sahip olduğu bilgiler, yolculuk boyunca önemli hale gelmektedir.

Ancak deniz şartları, deneyimli bir doktorun bile kolayca çözebileceği sorunlar yaratmamaktadır.

Şiddetli fırtınalar, büyük dalgalar ve günlerce devam eden deniz tutması, yolcuların fiziksel dayanıklılığını zorlamaktadır.

Özellikle Horn Burnu çevresinde karşılaştıkları ağır hava koşulları, gemiyi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakır.

Jerusha, deniz yolculuğunun kendisine yaşattığı rahatsızlıklar nedeniyle uzun süre kamarasından çıkmakta zorlanır.

Abner ise eşinin çektiği sıkıntıları hafifletmek istemesine rağmen çoğu zaman nasıl davranması gerektiğini bilememektedir.

Özellikle hastalık ve korku gibi durumları dini bir sınav olarak değerlendirmesi, Jerusha’nın kendisini yeterince anlaşılmamış hissetmesine neden olur.

Bu sırada Kaptan Janders ile Abner arasında da çeşitli anlaşmazlıklar yaşanmaktadır.

Abner, gemideki denizcilerin dini kurallara uymayan davranışlarından rahatsız olmaktadır.

Kaptan ise aylar boyunca zorlu koşullarda çalışan adamlarının hayatına sürekli müdahale edilmesini istememektedir.

Bu farklılık, Abner’ın karşısına çıkacak çok daha büyük kültürel anlaşmazlıkların ilk örneklerinden biridir.

Uzun yolculuğun ardından gemi sonunda Hawaii kıyılarına ulaşır.

Adaların doğal güzelliği, misyonerler üzerinde büyük bir etki yaratır.

Dağlar, tropikal bitkiler, geniş sahiller ve sıcak iklim, New England’ın sert kışlarına alışkın olan yolcular için tamamen farklı bir dünyaya benzemektedir.

Ancak burada karşılaşacakları insanların yaşamı, doğal güzelliklerin ötesinde çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir.

Prens Keoki, misyonerleri ailesiyle tanıştırır.

Adalardaki önemli yöneticilerden biri olan Malama, Alii Nui unvanını taşımaktadır.

Halkının büyük saygı duyduğu Malama, güçlü kişiliği, siyasi deneyimi ve geleneklerine duyduğu bağlılıkla dikkat çekmektedir.

Ancak Malama, dış dünyayla kurulan ilişkilerin adalar için ne kadar önemli hale geldiğinin de farkındadır.

Özellikle yabancıların kullandığı yazılı belgeler, ticari anlaşmalar ve mülkiyet kayıtları, onun dikkatini çekmektedir.

Çünkü Hawaii halkının topraklarının yabancılar tarafından ele geçirilmesi ihtimali, giderek daha büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Malama, bu nedenle İngilizce öğrenmek ve kendi adını yazabilmek istemektedir.

Ancak Abner, ilk olarak Hristiyanlığı öğretmeye çalışmaktadır.

Ona göre insanların gerçek anlamda yeni bir hayat kurabilmesi için önce dini inançlarını değiştirmeleri gerekmektedir.

Malama ise olaylara farklı yaklaşır.

Öncelikle okumayı ve yazmayı öğrenmek, yabancıların hazırladığı belgeleri anlayabilmek ve halkının çıkarlarını korumak istemektedir.

Bu farklı öncelikler, ikili arasında uzun süre devam edecek anlaşmazlıkların başlangıcına dönüşür.

Malama’nın yanında bulunan Kelolo da adanın geleneksel düzeninde önemli bir yere sahiptir.

Kraliyet ailesinin manevi gücü, yani mana, yalnızca siyasi bir otoriteyi değil, aynı zamanda kutsal kabul edilen bir soy bağını temsil etmektedir.

Bu nedenle aile içindeki evlilikler, miras ve yönetim anlayışı, Batı dünyasında alışılmış olandan farklı kurallara dayanmaktadır.

Abner, bu gelenekleri öğrendiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar.

Özellikle akraba evlilikleri, eski dini törenler ve bazı toplumsal alışkanlıklar, onun inançlarına tamamen ters düşmektedir.

Genç din adamı, bu uygulamaların değiştirilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Ancak Hawaii halkı için söz konusu gelenekler, yalnızca günlük alışkanlıklardan ibaret değildir.

Nesiller boyunca devam etmiş dini, siyasi ve ailevi bağların önemli parçalarıdır.

Bu nedenle Abner’ın talepleri, birçok insan açısından bütün yaşam düzenlerinin sorgulanması anlamına gelmektedir.

Prens Keoki ise iki farklı dünya arasında kalmıştır.

Amerika’da Hristiyanlık eğitimi almış, yeni dini inançları benimsemiş ve halkına yardımcı olabilmek için büyük hayaller kurmuştur.

Ancak adasına döndüğünde ailesinin gelenekleriyle öğrendiği kurallar arasındaki farklılıkları daha belirgin şekilde görmeye başlar.

Özellikle annesi Malama’nın kararları, babası Kelolo’nun inançları ve kız kardeşi Noelani’nin geleceği, onun için önemli meselelerdir.

Keoki, halkının dini eğitimini kendi içinden yetişen insanların üstlenmesini istemektedir.

Ancak bu düşüncenin nasıl hayata geçirileceği henüz belli değildir.

Bu sırada Abner ve Jerusha, Lahaina’da yeni hayatlarını kurmaya başlar.

Kendilerine verilen arazide küçük bir ev hazırlamakta, dini eğitim için gerekli koşulları oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Ancak ikili, günlük yaşamın hemen her alanında farklı sorunlarla karşılaşır.

İklim, yiyecekler, yerel halkın giyim alışkanlıkları ve evlerin mimarisi, Abner’ın alışık olduğu düzenden oldukça farklıdır.

Özellikle geleneksel Hawaii yapılarının açık ve havadar olması, genç din adamının dikkatini çeker.

Ancak kendisi, New England’daki kiliselere benzeyen kapalı ve sağlam bir yapı inşa etmek istemektedir.

Yerel halk, adanın sıcak iklimine uygun olarak duvarların daha açık tutulmasının yararlı olacağını düşünmektedir.

Abner ise kilisenin belirli bir düzene sahip olması gerektiğine inanmaktadır.

Bu nedenle inşaat sırasında bile karşılıklı anlaşmazlıklar yaşanır.

Jerusha ise çevresindeki insanlarla çok daha kolay yakınlık kurmaktadır.

Özellikle Hawaii kadınlarının günlük yaşamları, çocuk yetiştirme alışkanlıkları ve aile içindeki ilişkileri, onun büyük ilgisini çekmektedir.

Başlangıçta yabancı dil nedeniyle iletişim kurmakta zorlanmasına rağmen zamanla insanlarla anlaşmanın farklı yollarını bulur.

Yerel kadınların kendisine yardımcı olması, onun adaya daha kolay uyum sağlamasına katkıda bulunur.

Bu süreçte Iliki adlı genç kadınla da yakınlık kurar.

Iliki, geleneksel Hawaii yaşamını yakından tanıyan ve Jerusha’nın karşılaştığı sorunlarda ona yardımcı olan kişilerden biridir.

Ancak iki kadının hayata bakışları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Özellikle doğum, hastalık ve çocuk bakımı gibi konularda geçmişten gelen alışkanlıklar, zaman zaman anlaşmazlıklar yaratmaktadır.

Jerusha, bazı uygulamaların çocukların hayatını tehlikeye atabileceğini düşündüğünde müdahale etmeye çalışır.

Özellikle doğuştan farklı fiziksel özelliklere sahip bebeklere yönelik davranışlar, onu derinden etkilemektedir.

Genç kadın, her çocuğun yaşama hakkı olduğuna inanmakta ve onları koruyabilmek için elinden geleni yapmaktadır.

Ancak yalnızca iyi niyetli olmak, yüzyıllardır devam eden gelenekleri değiştirmeye yetmemektedir.

Bu nedenle Jerusha, insanlarla çatışmak yerine onların düşüncelerini anlamaya çalışmaktadır.

Abner ise kimi zaman çok daha sert bir tutum sergilemektedir.

Özellikle geleneksel dini törenlere, evlilik alışkanlıklarına ve alkol kullanımına karşı kesin kurallar getirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Malama ile gerçekleştirdiği görüşmelerde, halkın davranışlarını değiştirecek yeni yasaların hazırlanmasını istemektedir.

Bu yasalar arasında şiddetin önlenmesi, çocukların korunması, alkol satışının sınırlandırılması ve evlilik dışı ilişkilerle ilgili düzenlemeler bulunmaktadır.

Ancak Malama, halkının alışkın olduğu toplumsal düzenin bir anda değiştirilemeyeceğinin farkındadır.

Üstelik bazı geleneksel uygulamaların, yabancılar tarafından tam olarak anlaşılmadığını düşünmektedir.

Bu nedenle Abner’ın isteklerini zaman zaman kabul etmekte, zaman zaman da kendisine karşı çıkmaktadır.

İkili arasındaki tartışmalar, dini ve siyasi otoritenin sınırlarının ne kadar farklı değerlendirildiğini göstermektedir.

Malama için önemli olan, halkının güvenliğini ve adalardaki düzeni koruyabilmektir.

Abner ise dini kurallara aykırı olduğunu düşündüğü davranışların ortadan kaldırılmasını istemektedir.

Jerusha, bu iki farklı yaklaşımın arasında daha uzlaştırıcı bir yol bulmaya çalışmaktadır.

Ancak Hawaii’deki sorunlar yalnızca yerel geleneklerle sınırlı değildir.

Adalara gelen balina avcıları ve ticaret gemileri, toplumsal yaşamı giderek daha fazla etkilemektedir.

Uzun süre denizde kalan denizciler, karaya çıktıklarında alkol tüketmekte, eğlence mekanlarına gitmekte ve yerel halkla farklı ilişkiler kurmaktadır.

Bu durum, özellikle kadınların güvenliği ve yabancılar aracılığıyla yayılan hastalıklar konusunda ciddi sorunlar yaratmaktadır.

Abner, denizcilerin davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır.

Onların adaya getirdiği alkolün ve kontrolsüz yaşam anlayışının, Hawaii halkını tehlikeye attığını düşünmektedir.

Ancak ticaret gemilerinin sahipleri, adalardaki faaliyetlerinin kısıtlanmasını istememektedir.

Çünkü Hawaii, Pasifik’teki uzun deniz yolculukları için önemli bir dinlenme ve ikmal noktası haline gelmiştir.

Bu nedenle ticari kazançlarla dini kurallar arasında giderek büyüyen bir mücadele yaşanmaktadır.

Bu gelişmelerin ortasında Jerusha’nın geçmişinden gelen bir isim yeniden ortaya çıkar.

Kaptan Rafer Hoxworth, gemisiyle Hawaii’ye ulaşır.

Yıllar önce Jerusha’nın aşık olduğu bu adamın karşısına çıkması, genç kadının hayatında beklenmedik bir sarsıntıya neden olur.

Rafer, geçmişte birlikte kurdukları hayallerin unutulmadığını düşünmektedir.

Uzun deniz yolculukları nedeniyle Jerusha ile iletişim kuramamış olsa da ona karşı hislerini tamamen kaybetmemiştir.

Ancak genç kadın artık evlidir.

Üstelik Abner ile birlikte hayatını başka bir ülkede kurmaya başlamıştır.

Rafer, Jerusha’nın bir din adamıyla evlendiğini öğrendiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar.

Özellikle Abner’ın kişiliği ve Hawaii’deki yaşam koşulları, onun bu evliliği anlamakta zorlanmasına neden olur.

Jerusha ise geçmişte yaşadığı duygularla bugün sahip olduğu sorumluluklar arasında kalmaktadır.

Rafer’ın varlığı, genç kadının unutmaya çalıştığı anıları yeniden canlandırır.

Ancak artık yalnızca kendi geleceğini düşünemez.

Kocası, adadaki insanlar ve birlikte kurmaya başladıkları aile hayatı, onun kararlarını etkilemektedir.

Üstelik Rafer’ın özgür ve maceracı yaşamı, Abner’ın katı kurallarla şekillenen dünyasından tamamen farklıdır.

Bu karşıtlık, Jerusha’nın hayatında neyi gerçekten istediğini yeniden sorgulamasına neden olur.

Bir tarafta geçmişte büyük bir tutkuyla sevdiği denizci bulunmaktadır.

Diğer tarafta ise kendisine güvenen, ancak sevgisini ifade etmekte zorlanan bir koca vardır.

Abner, Rafer’ın Jerusha ile geçmişte yaşadığı ilişkiyi öğrendiğinde büyük bir rahatsızlık duyar.

Kendisini tamamen dini görevine adamış olmasına rağmen kıskançlık ve korku gibi duyguların etkisinden kurtulamaz.

Bu durum, genç din adamının kendi inançlarıyla insan doğası arasında yaşadığı çelişkileri daha görünür hale getirir.

Üstelik Rafer’ın denizcilere yönelik kısıtlamalara karşı çıkması, iki adamı yalnızca kişisel değil, toplumsal bir çatışmanın da merkezine yerleştirir.

Balina avcıları, Abner’ın adadaki kuralları değiştirme çabasını kendi özgürlüklerine yönelik bir müdahale olarak değerlendirmektedir.

Abner ise yabancı denizcilerin davranışlarının Hawaii halkına zarar verdiğine inanmaktadır.

Bu nedenle geri adım atmak istemez.

Ancak sert kararlar, karşı tarafın tepkisini daha da artırmaktadır.

Adadaki gerginlik, zamanla kilise ve çevresindeki insanların güvenliğini tehlikeye atabilecek boyuta ulaşır.

Jerusha, bu çatışmanın büyümesini engellemek istemektedir.

Ancak geçmişte sevdiği adamla kocasının karşı karşıya gelmesi, onun da hareket alanını daraltmaktadır.

Bu sırada aile hayatında yaşanan gelişmeler, Abner ile Jerusha’nın ilişkisini yeni bir aşamaya taşır.

Çocuk sahibi olma düşüncesi, ikisinin de gelecekle ilgili beklentilerini değiştirmektedir.

Ancak doğum ve sağlık hizmetlerinin sınırlı olduğu bir adada aile kurmak, New England’daki yaşamdan çok daha fazla zorluk taşımaktadır.

Özellikle Jerusha’nın hamileliği sırasında yaşadığı sorunlar, Abner’ın sahip olduğu dini bilgilerle her durumu çözemeyeceğini anlamasına neden olur.

Doktor John Whipple’ın tıbbi deneyimi ve yerel kadınların doğum konusundaki bilgileri, böyle dönemlerde büyük önem kazanmaktadır.

Ancak farklı yöntemlere duyulan güven, zaman zaman yeni anlaşmazlıklar yaratır.

Abner, her konuda kendi bildiği yöntemin uygulanmasını isterken Jerusha daha pratik çözümlere açık davranmaktadır.

Bu farklılık, evliliklerinin yalnızca romantik duygularla değil, günlük yaşamın getirdiği sorumluluklarla da sınandığını göstermektedir.

Yıllar ilerledikçe Hawaii’deki hayat da değişmeye başlar.

Adalara gelen yabancıların sayısı artmaktadır.

Ticaret gemileri, yeni yerleşimciler ve iş kurmak isteyen insanlar, kıyı bölgelerinde giderek daha fazla faaliyet göstermektedir.

Özellikle toprak sahibi olmak isteyen yabancıların girişimleri, Hawaii yöneticileri açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Malama, daha önce okumayı ve yazmayı öğrenmenin neden önemli olduğunu anlatırken dile getirdiği endişelerin giderek gerçeğe dönüştüğünü görmektedir.

Yazılı sözleşmelerin ve ticari anlaşmaların yaygınlaşması, geleneksel toprak anlayışıyla Batı dünyasının mülkiyet sistemi arasında ciddi bir fark ortaya çıkarmıştır.

Hawaii halkı için toprak, yalnızca satın alınıp satılabilecek bir mal değildir.

Ailelerin geçmişiyle, yöneticilerin sorumluluklarıyla ve toplumun ortak yaşamıyla bağlantılıdır.

Ancak yabancıların önemli bir bölümü, bu durumu kendi ticari çıkarları açısından değerlendirmektedir.

Bu nedenle adalardaki değişim, yalnızca dini inançları değil, ekonomik ilişkileri de etkilemektedir.

Prens Keoki, bütün bu gelişmeler karşısında halkının geleceği konusunda giderek daha fazla endişe duymaya başlar.

Amerika’da aldığı eğitimin, kendi insanlarına yardımcı olmasını sağlayacağına inanmıştır.

Ancak Hawaii’ye döndüğünde, yabancıların sahip olduğu bilgiyle birlikte yeni bir güç ilişkisi de getirdiğini fark etmektedir.

Keoki, Hristiyanlığı benimsemiş olmasına rağmen halkının geleneklerine ve kültürel kimliğine önem vermeyi sürdürmektedir.

Bu nedenle dini görevler üstlenmek ve kendi toplumuna rehberlik etmek istemektedir.

Ancak Abner’ın düşünceleri, Keoki’nin beklentileriyle her zaman örtüşmemektedir.

Özellikle geleneksel inançların tamamen terk edilmesi gerektiği konusundaki ısrarı, iki adamın ilişkisini zorlaştırır.

Keoki, halkına yeni bir inancı anlatmanın onları geçmişlerinden koparmak anlamına gelmemesi gerektiğini düşünmektedir.

Abner ise dini kuralların hiçbir koşulda değiştirilmemesi gerektiğine inanmaktadır.

Bu farklılık, giderek daha büyük bir anlaşmazlığa dönüşür.

Üstelik Malama ve Kelolo’nun adadaki manevi otoritesi, Keoki’nin karşı karşıya olduğu sorunları daha da karmaşık hale getirmektedir.

Bir tarafta ailesinden miras aldığı gelenekler, diğer tarafta ise öğrenip benimsediği dini düşünceler bulunmaktadır.

Keoki, bu iki dünya arasında kendisine yer bulmaya çalışmaktadır.

Ancak herkesin kendisinden farklı beklentiler içinde olması, onun üzerindeki baskıyı artırır.

Bu sırada Jerusha, Hawaii halkıyla kurduğu ilişkiler sayesinde adada giderek daha önemli bir yere sahip olur.

Özellikle kadınların ve çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, genç kadının günlük yaşamının büyük bölümünü oluşturmaktadır.

İnsanların karşılaştığı sorunları dinlemekte, hasta olanlara yardımcı olmaya çalışmakta ve farklı kültürlerden gelen insanların birbirlerini daha iyi anlaması gerektiğine inanmaktadır.

Ancak yaşadığı deneyimler, ona yalnızca yardım etmenin yeterli olmadığını göstermeye başlamıştır.

Çünkü Hawaii halkının karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir bölümü, dış dünyayla kurulan ilişkilerden kaynaklanmaktadır.

Yabancıların getirdiği hastalıklar, ticari çıkarlar ve giderek artan toprak talepleri, insanların günlük yaşamını tehdit etmektedir.

Jerusha, bu gelişmeler karşısında kocasının kullandığı dini dilin her zaman yeterli olmadığını düşünmektedir.

İnsanların yalnızca günahlarından söz etmek, onların açlık, hastalık ve yoksulluk gibi sorunlarını çözmemektedir.

Üstelik yerel halkın sahip olduğu sevgi, dayanışma ve cömertlik gibi özellikler, Jerusha’nın gözünde büyük bir değer taşımaktadır.

Bu nedenle farklı inançlara sahip insanların da iyi ve dürüst bireyler olabileceğine inanmaktadır.

Abner ise uzun yıllardır savunduğu düşüncelerden kolayca vazgeçebilecek biri değildir.

Kendisine verilen görevi tamamlamak için büyük fedakarlıklar yapmış, ailesini ve alıştığı hayatı geride bırakarak dünyanın öbür ucuna gelmiştir.

Ancak bütün bu çabalarına rağmen karşılaştığı sonuçlar, beklentilerinden oldukça farklıdır.

İnsanların davranışlarını değiştirmek, yalnızca yeni yasalar hazırlamakla veya bir kilise inşa etmekle mümkün olmamaktadır.

Çünkü her toplumun kendine özgü bir geçmişi ve değerleri bulunmaktadır.

Üstelik Hawaii’deki değişim, yalnızca Abner’ın çabalarıyla yönlendirilemeyecek kadar büyük bir sürecin parçasıdır.

Avrupalı tüccarlar, denizciler, dini görevliler ve yerel yöneticiler, birbirinden farklı amaçlarla hareket etmektedir.

Bu nedenle Abner’ın idealist düşünceleri, zaman zaman siyasi ve ekonomik çıkarlarla karşı karşıya gelmektedir.

Özellikle adalardaki hastalıkların yayılması ve yerel halkın nüfusunun azalması, karşılaştıkları sorunların ne kadar ciddi olabileceğini göstermektedir.

Doktor Whipple, sağlık hizmetlerini geliştirmeye çalışırken insanların daha önce karşılaşmadıkları hastalıklara karşı savunmasız kaldığını fark etmektedir.

Ancak sınırlı tıbbi imkanlar ve toplumdaki farklı inançlar, hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Abner ise yaşanan felaketleri dini açıdan değerlendirme eğilimindedir.

Jerusha, bu yaklaşımın insanların acılarını anlamak açısından yeterli olmadığını düşünmektedir.

İki eş arasındaki görüş ayrılıkları, yıllar boyunca birlikte kurmaya çalıştıkları hayatın geleceğini de etkilemektedir.

Bir tarafta dini görevlerine bağlı kalmak isteyen Abner bulunmaktadır.

Diğer tarafta ise insanların kültürlerine, duygularına ve günlük ihtiyaçlarına daha fazla önem verilmesi gerektiğini savunan Jerusha vardır.

Ancak bütün farklılıklarına rağmen ikisi de Hawaii’deki hayatlarının anlamlı olmasını istemektedir.

Bu nedenle yaşadıkları çatışmalar, yalnızca bir evliliğin sorunlarını değil, iki farklı dünyanın karşılaşmasının yarattığı zorlukları da yansıtmaktadır.

Hawaii (1966), 19. yüzyılın başlarında Amerika’dan Hawaii Adaları’na giden bir misyoner olan Abner Hale ile eşi Jerusha Bromley’nin, yeni bir toplumda karşılaştıkları dini, kültürel ve kişisel çatışmaları konu alan tarihi dram filmidir.

George Roy Hill’in yönetmenliğini üstlendiği yapım, James A. Michener’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır.

Max von Sydow’un canlandırdığı Abner Hale, dini inançlarına büyük bir bağlılık duyan, görevini her şeyden önemli gören ancak farklı kültürleri anlamakta zorlanan bir din adamı olarak hikayenin merkezinde yer alıyor.

Julie Andrews’un hayat verdiği Jerusha Bromley ise geçmişte yaşadığı bir aşkı geride bırakarak yeni bir hayat kurmaya çalışan, insanlara karşı duyarlı ve farklı düşüncelere açık bir kadın olarak dikkat çekiyor.

Richard Harris’in canlandırdığı Kaptan Rafer Hoxworth, Jerusha’nın geçmişiyle bağlantılı güçlü ve özgürlüğüne düşkün bir denizci olarak hikayeye dahil oluyor.

Jocelyne LaGarde’ın hayat verdiği Malama, Hawaii halkının geleneklerini ve siyasi bağımsızlığını korumaya çalışan güçlü bir yönetici olarak öne çıkarken Manu Tupou’nun canlandırdığı Prens Keoki, Batı dünyasında aldığı eğitimle kendi halkının gelenekleri arasında denge kurmaya çalışan önemli bir karakter olarak dikkat çekiyor.

Gene Hackman’ın canlandırdığı Doktor John Whipple ise dini görevlerinin yanında tıbbi bilgisini kullanarak insanlara yardımcı olmaya çalışan bir hekim olarak hikayenin insani yönünü güçlendiriyor.

Hawaii’nin doğal güzelliklerini geniş bir tarihi anlatımla bir araya getiren film, iki farklı kültürün karşılaşmasını yalnızca dini değişim üzerinden değerlendirmiyor.

Aynı zamanda sömürgecilik, ekonomik çıkarlar, geleneksel inançlar, kültürel kimlik, evlilik, aşk, hastalıklar ve insanların birbirlerine karşı sorumlulukları gibi konuları da ele alıyor.

Hawaii, iyi niyetle başlayan bir yolculuğun zamanla ne kadar karmaşık sonuçlar doğurabileceğini, inançlarla insan sevgisi arasındaki ilişkiyi ve farklı toplumların birbirlerini anlamaya çalışırken karşılaştıkları zorlukları anlatan kapsamlı bir tarihi dram sunuyor.

Yorum Yap

Yorum yapmak için yalnızca adınızı yazmanız yeterli.