Rebecca, çocukluğunda yaşadığı korkutucu olayları geride bırakmak için ailesinden uzaklaşmış, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadındır. Annesi Sophie ile geçmişten gelen sorunları nedeniyle mesafeli bir ilişki sürdürmekte, hayatını mümkün olduğunca bağımsız yaşamaya çalışmaktadır. Ancak yıllar boyunca unutmak istediği karanlık anılar, ailesinde yaşanan beklenmedik bir trajedinin ardından yeniden karşısına çıkar.
Rebecca’nın küçük kardeşi Martin, annesi Sophie ve babası Paul ile birlikte yaşamaktadır. Son zamanlarda Sophie’nin davranışlarında belirgin değişiklikler meydana gelmiştir. Uzun süredir depresyonla mücadele eden kadın, kendisini evin karanlık bölümlerine kapatmakta ve çevresinde kimse olmadığı halde biriyle konuşmaktadır. Martin, annesinin bu tuhaf davranışlarından giderek daha fazla korkmaya başlasa da yaşadıklarını kimseye tam olarak anlatamamaktadır.
Paul ise eşinin durumunun giderek kötüleştiğinin farkındadır. Sophie’nin yeniden sağlığına kavuşması için çabalayan adam, aynı zamanda oğlunu yaşananlardan uzak tutmaya çalışmaktadır. Fakat bir gece çalıştığı iş yerinde karşılaştığı açıklanamayan olaylar, ailenin hayatını altüst eden korkunç bir felakete dönüşür.
Babasını kaybetmesinin ardından Martin’in yaşadığı korkular daha da artar. Küçük çocuk, geceleri odasında yalnız kalmak istememekte ve evin karanlık köşelerinde birilerinin dolaştığını hissetmektedir. Annesinin görünmez biriyle konuşmaya devam etmesi, evdeki huzursuzluğu giderek büyütür. Martin için artık uyumak bile başlı başına korkutucu bir deneyim haline gelmiştir.
Geceler boyunca yeterince uyuyamayan Martin, okulda ders sırasında uyuyakalmaya başlayınca öğretmenlerinin dikkatini çeker. Durumun tekrarlanması üzerine okul yönetimi ve sosyal hizmetler görevlisi Emma, çocuğun ailesiyle iletişim kurmaya çalışır. Ancak Sophie’ye ulaşamayınca Martin’in ablası Rebecca’dan yardım istenir.
Uzun zamandır annesiyle görüşmekten kaçınan Rebecca, kardeşinin yaşadıklarını öğrendiğinde geçmişteki sorunlarını bir kenara bırakarak onunla ilgilenmeye karar verir. Başlangıçta Martin’in korkularını annelerinin psikolojik durumuna bağlayan genç kadın, kardeşini rahatlatmak için elinden geleni yapar. Ancak Martin’in sözünü ettiği gizemli kişinin adını duyduğunda, yıllardır unutmaya çalıştığı çocukluk anıları yeniden canlanır.
Bu kişinin adı Diana’dır.
Rebecca da çocukken annesinin Diana adında görünmeyen bir arkadaşı olduğuna inanmıştır. O dönemde yaşadığı korkutucu olaylar, genç kadının aile evinden uzaklaşmasının önemli nedenlerinden biri olmuştur. Rebecca, yıllar boyunca Diana’nın yalnızca çocukluk korkularından ve annesinin rahatsızlığından kaynaklanan hayali bir varlık olduğunu düşünmüştür.
Ancak Martin’in anlattıkları, bu düşüncesini yeniden sorgulamasına neden olur. Küçük kardeşi, Diana’nın yalnızca karanlıkta ortaya çıktığını ve ışık açıldığında kaybolduğunu söylemektedir. Başlangıçta inanılması güç görünen bu açıklama, Rebecca’nın bizzat yaşadığı ürkütücü olaylarla farklı bir anlam kazanmaya başlar.
Rebecca, kardeşini koruyabilmek için onu bir süre kendi evinde misafir etmeye karar verir. Fakat kısa süre içinde karanlığın yarattığı tehlikenin yalnızca annelerinin yaşadığı evle sınırlı olmadığını fark eder. Gece ortaya çıkan açıklanamayan sesler, kapıların çevresinde beliren gölgeler ve ışıkların kapanmasıyla yaşanan korkutucu olaylar, Rebecca’nın çocukluk kabuslarının gerçek olabileceği ihtimalini güçlendirir.
Genç kadının bu süreçteki en büyük destekçisi, sekiz aydır görüştüğü Bret olur. Rebecca’nın ciddi bir ilişki kurmaktan çekinmesine rağmen onun yanında kalmaya çalışan Bret, başlangıçta yaşananları anlamakta zorlanır. Ancak olaylar ilerledikçe Rebecca ile Martin’in sıradan bir aile sorunundan çok daha tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğunu görmeye başlar.
Rebecca, Diana’nın kim olduğunu ve annesiyle nasıl bir bağlantısı bulunduğunu öğrenmek için araştırma yapmaya karar verir. Paul’ün ölümünden önce yaptığı araştırmalar, eski belgeler ve geçmişe ait kayıtlar, bu gizemli ismin düşündüğünden çok daha karmaşık bir hikayesi olduğunu ortaya koyar.
Araştırmalarını derinleştiren genç kadın, annesinin çocukluk yıllarında bir psikiyatri hastanesinde tedavi gördüğünü ve Diana ile geçmişten gelen bir bağlantısı bulunduğunu öğrenir. Eski hastane kayıtlarında yer alan bilgiler, Diana’nın ışığa karşı sıra dışı bir hassasiyete sahip olduğunu ve çevresindeki insanlarla sorunlu ilişkiler yaşadığını göstermektedir.
Rebecca için artık asıl mesele, Diana’nın geçmişini öğrenmekten çok onun bugün neden yeniden ortaya çıktığını anlamaktır. Özellikle Sophie’nin ruhsal durumunun kötüleştiği dönemlerde yaşanan olaylar, Diana ile annesi arasında açıklanamayan bir bağ bulunduğu ihtimalini güçlendirir.
Bir yandan annesinin yeniden tedavi görmesini sağlamaya çalışan Rebecca, diğer yandan Martin’i giderek büyüyen tehlikeden uzak tutmaya çalışır. Ancak Sophie, Diana’nın kendisine zarar verecek biri olduğuna inanmayı reddetmektedir. Onu yıllardır tanıdığı bir arkadaşı olarak gören kadın, çocuklarının endişelerini anlamakta zorlanır.
Bu durum Rebecca’yı oldukça güç bir kararın eşiğine getirir. Küçük kardeşini annesinden uzaklaştırmak, Martin’in güvenliği için gerekli görünmektedir. Ancak bunun için yasal bir süreç başlatmak, aile içindeki sorunları daha da derinleştirecektir. Üstelik Martin, annesini bütün sorunlarıyla birlikte sevmekte ve onu yalnız bırakmak istememektedir.
Rebecca’nın çocukluğundan beri kaçtığı aile sorunlarıyla yeniden yüzleşmek zorunda kalması, hikayeye duygusal bir boyut kazandırır. Kardeşini koruyabilmek için sorumluluk üstlenmeye çalışan genç kadın, artık yalnızca geçmişten kaçmanın yeterli olmadığını anlamaya başlar.
Geceler ilerledikçe Diana’nın varlığı daha tehditkar hale gelir. Elektrik düğmeleri, masa lambaları, el fenerleri ve evin aydınlık kalan küçük bölümleri, Rebecca ile Martin için hayatta kalmanın en önemli araçlarına dönüşür. Karanlıkta beliren gizemli figürün hareketleri, ışığın sürekli açık tutulamadığı bir ortamda her an yeni bir tehlikeyle karşılaşabileceklerini göstermektedir.
Rebecca, Bret’in yardımıyla hem Diana’nın zayıf yönlerini anlamaya hem de annesiyle olan bağlantısını çözmeye çalışır. Ancak ışığın sağladığı geçici güvenlik, sorunun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Evin içinde yaşanan korkutucu olaylar yoğunlaştıkça aile bireyleri arasındaki güven ve dayanışma da büyük bir sınavdan geçer.
Karanlıktan kaçmanın giderek zorlaştığı bu ortamda Rebecca, geçmişte yaşadıklarını geride bırakabilmek ve küçük kardeşinin hayatını koruyabilmek için çocukluğundan beri korktuğu gerçekle yüzleşmek zorunda kalır.
Işıklar Sönünce (Lights Out – 2016), karanlıkta ortaya çıkan gizemli bir varlığın tehdidi altında kalan bir ailenin yaşadığı korkutucu olayları konu alan doğaüstü korku ve gerilim filmidir. Işık ile karanlık arasındaki karşıtlığı hikayenin merkezine yerleştiren yapım, gündelik hayatta güven duygusu yaratan en basit şeylerin bile nasıl korku kaynağına dönüşebileceğini gösteriyor.
David F. Sandberg’in yönetmenliğini üstlendiği film, yalnızca karanlıkta beliren tehlikeli bir varlığa değil, aynı zamanda aile içindeki kopukluklara, geçmişte yaşanan travmalara ve sevdiklerini koruma sorumluluğuna da odaklanıyor.
Teresa Palmer, Gabriel Bateman ve Maria Bello’nun başrollerini paylaştığı yapım, özellikle ışıkların aniden sönmesiyle ortaya çıkan gerilimli sahneleri, gizemli atmosferi ve karakterlerin geçmişine uzanan hikayesiyle dikkat çekiyor. Çocukluk korkularını yetişkinlik dönemindeki sorumluluklarla birleştiren film, izleyiciyi karanlığın ardında nelerin saklandığını sorgulatan ürpertici bir maceraya davet ediyor.

