2003 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilgisayar bilimleri eğitimi alan Mark Zuckerberg, olağanüstü zekası ve programlama yetenekleriyle dikkat çeken genç bir öğrencidir. Bilgisayar dünyasında birçok insanın çözmekte zorlanacağı sorunları kısa sürede aşabilmesine rağmen sosyal ilişkiler konusunda aynı başarıyı gösterememektedir. İnsanlarla konuşurken kullandığı sert ifadeler, kendisini sürekli başkalarıyla karşılaştırması ve toplumdaki konumuna gereğinden fazla önem vermesi, çevresindeki kişilerle anlaşmazlık yaşamasına neden olmaktadır.
Mark’ın en büyük hedeflerinden biri, Harvard’ın köklü ve seçkin öğrenci kulüplerinden birine kabul edilmektir. Üniversitede yalnızca akademik başarıların yeterli olmadığını düşünmekte, güçlü bağlantılara sahip olmanın ve doğru insanlarla tanışmanın geleceğini değiştirebileceğine inanmaktadır.
Ancak prestijli bir kulübe üye olma isteği, zamanla genç öğrencinin düşüncelerini fazlasıyla meşgul etmeye başlar.
Bir akşam sevgilisi Erica Albright ile buluştuğunda, konuşmalarının büyük bölümü yine Harvard’ın sosyal düzeni ve seçkin öğrenci toplulukları etrafında şekillenir. Mark, kendi başarılarından ve geleceğe yönelik planlarından söz ederken Erica’nın düşüncelerini yeterince önemsememektedir.
İkili arasındaki sohbet, Mark’ın küçümseyici ifadeleri ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle giderek sertleşir.
Erica, Mark’ın kendisini sürekli üstün göstermeye çalışmasından rahatsız olur. Zeki olmanın, insanlara saygısız davranmak için bir gerekçe olmadığını düşünmektedir.
Sonunda genç kadının ilişkilerini bitirmesi, Mark’ın hayatında beklenmedik bir kırılmaya neden olur.
Yaşadığı ayrılığın ardından yurduna dönen Mark, öfkesini bilgisayarının başında geçirdiği saatlerle bastırmaya çalışır. Erica hakkında kişisel blogunda kırıcı ifadeler yazması, olayların daha da büyümesine neden olur.
Ancak Mark’ın o gece geliştirdiği fikir, üniversite sınırlarını aşacak çok daha büyük bir hikayenin başlangıcıdır.
Harvard’ın farklı öğrenci yurtlarında bulunan fotoğraf arşivlerine ulaşan Mark, öğrencilerin fotoğraflarını karşılaştırmaya dayanan bir internet sitesi hazırlamaya karar verir.
Facemash adını verdiği bu platformda, iki kadın öğrencinin fotoğrafı yan yana gösterilmekte ve kullanıcıların hangisini daha çekici bulduğuna oy vermesi istenmektedir.
Mark, sitenin değerlendirme sistemini oluşturmak için yakın arkadaşı Eduardo Saverin’in matematik bilgisinden de yararlanır.
Eduardo, ekonomi alanında başarılı, iş dünyasına ilgi duyan ve finansal konularda deneyim kazanmaya çalışan bir öğrencidir. Mark’ın aksine sosyal ilişkilerde daha rahat davranmakta ve çevresindeki insanlarla kolayca iletişim kurabilmektedir.
İkili arasındaki bu farklılıklar, arkadaşlıklarını tamamlayan önemli özelliklerdir.
Facemash kısa sürede öğrenciler arasında yayılmaya başlar.
Başlangıçta yalnızca birkaç kişinin dikkatini çekmesi beklenen internet sitesi, bir gecede binlerce kullanıcıya ulaşır. Yoğun ilgi nedeniyle Harvard’ın bilgisayar ağı büyük bir yük altında kalır ve üniversitenin internet hizmetlerinde ciddi sorunlar yaşanır.
Ancak sitenin başarısı, Mark’ın üniversite yönetiminin dikkatini çekmesine de neden olur.
Öğrencilerin fotoğraflarını izinsiz kullanması, güvenlik sistemlerini aşması ve kişisel bilgilerin mahremiyetini ihlal etmesi nedeniyle hakkında disiplin soruşturması başlatılır.
Mark, uygulamasının yarattığı sorunların farkında olsa da üniversite sistemindeki güvenlik açıklarını ortaya çıkardığı için teknik becerilerinin takdir edilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Bu yaklaşım, onun teknolojiye ve insan ilişkilerine bakışındaki farklılığı bir kez daha gösterir.
Facemash’in yarattığı tartışmalar devam ederken Mark’ın adı, Harvard’da bilgisayar programlama konusunda olağanüstü yetenekli bir öğrenci olarak duyulmaya başlar.
Bu gelişme, Cameron ve Tyler Winklevoss kardeşlerin dikkatini çeker.
Harvard’ın başarılı kürek sporcularından olan ikiz kardeşler, üniversitenin seçkin sosyal çevrelerinde tanınan isimlerdir. Akademik başarıları ve ailelerinin sahip olduğu imkanlar sayesinde geleceklerine güvenle bakmaktadırlar.
Divya Narendra adlı arkadaşlarıyla birlikte, Harvard öğrencilerine özel bir internet platformu geliştirmek istemektedirler.
Harvard Connection adını verdikleri projenin amacı, üniversite öğrencilerinin birbirlerini tanıyabilecekleri, kişisel profiller oluşturabilecekleri ve sosyal bağlantılar kurabilecekleri özel bir dijital ortam hazırlamaktır.
Ancak projeyi hayata geçirebilmek için yetenekli bir yazılımcıya ihtiyaç duymaktadırlar.
Facemash’i geliştiren kişinin Mark Zuckerberg olduğunu öğrendiklerinde onunla iletişime geçmeye karar verirler.
Winklevoss kardeşler ve Divya, Mark’a fikirlerini anlatarak projelerinin yazılımını hazırlamasını teklif eder.
Mark, bu görüşmede kendisine sunulan düşünceleri dinler ve projeye yardımcı olabileceğini söyler.
Ancak bu görüşme, ilerleyen dönemde taraflar arasında büyük bir anlaşmazlığın temelini oluşturacaktır.
Çünkü Mark, öğrencilerin internet üzerinden birbirleriyle bağlantı kurması fikrinin çok daha farklı bir şekilde uygulanabileceğini düşünmeye başlamıştır.
Bu sırada yakın arkadaşı Eduardo ile yeni bir internet projesi üzerine konuşmaktadır.
Mark’ın zihnindeki fikir, yalnızca insanların birbirleriyle tanışabilecekleri bir platform hazırlamak değildir.
İnsanların kendi fotoğraflarını yükleyebilecekleri, arkadaşlarını bulabilecekleri, kişisel bilgilerini paylaşabilecekleri ve sosyal ilişkilerini dijital ortamda sürdürebilecekleri bir ağ oluşturmak istemektedir.
Üstelik bu sistemin başarısının temelinde, kullanıcıların gerçekten tanıdıkları kişilerle bağlantı kurabilmesi bulunacaktır.
Mark, insanların günlük yaşamda karşılaştıkları sosyal ilişkileri internete taşıyabilecekleri bir ortamın büyük ilgi göreceğine inanmaktadır.
Eduardo da arkadaşının düşüncelerinden etkilenir.
Ancak Mark’ın aksine Eduardo, projenin yalnızca teknik yönüyle değil, maddi ihtiyaçları ve gelecekteki gelir modeliyle de ilgilenmektedir.
İkilinin yaptığı görüşmeler sonucunda Eduardo, ilk finansal desteği sağlamayı kabul eder.
Mark yazılımı geliştirmek ve sistemin teknik altyapısını oluşturmakla ilgilenecek, Eduardo ise şirketin mali işlerini üstlenecektir.
Böylece iki arkadaş, ileride milyonlarca insanın kullanacağı bir platformun temellerini atmaya başlar.
The Facebook adını verdikleri internet sitesi, ilk olarak Harvard öğrencilerinin kullanımına açılır.
Başlangıçta yalnızca üniversite çevresindeki insanların dikkatini çekeceği düşünülen platform, beklenmedik bir hızla yayılmaya başlar.
Öğrenciler kendi profillerini oluşturmakta, arkadaşlarını bulmakta ve çevrelerindeki insanların paylaşımlarını takip etmektedir.
Özellikle ilişki durumu gibi kişisel bilgilerin paylaşılabilmesi, genç kullanıcıların ilgisini artırmaktadır.
Mark, insanların merak ettiği sosyal ayrıntıları internette kolayca görebilmesinin platformu diğer sitelerden ayıracağına inanmaktadır.
The Facebook’un Harvard’da kazandığı başarı, diğer üniversitelerin de dikkatini çeker.
Kısa süre içinde farklı üniversitelerden öğrenciler platforma erişmek istemeye başlar.
Mark ve Eduardo, sitenin yeni eğitim kurumlarında kullanıma açılabilmesi için hazırlık yapmaktadır.
Ancak kullanıcı sayısı arttıkça teknik sorunlar da büyümektedir.
Daha fazla sunucuya, gelişmiş bir altyapıya ve yeni çalışanlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Eduardo, sitenin uzun vadede faaliyetlerini sürdürebilmesi için gelir elde etmesi gerektiğini düşünmektedir.
Bu nedenle reklam anlaşmaları ve yatırımcı görüşmeleri üzerinde çalışmaya başlar.
Mark ise henüz platformun ticari yönüne odaklanmak istememektedir.
Ona göre The Facebook’un asıl değeri, kullanıcıların onu diğer internet sitelerinden farklı ve özel bir yer olarak görmesidir.
Reklamların çok erken eklenmesi, platformun çekiciliğini azaltabilir ve kullanıcıların ilgisini olumsuz etkileyebilir.
Bu düşünce farklılığı, iki arkadaş arasında ilk ciddi anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olur.
Başlangıçta ortak bir hedef için çalışan Mark ve Eduardo, şirket büyüdükçe geleceğe yönelik farklı planlar yapmaya başlamaktadır.
Üstelik Harvard Connection projesini geliştirmeye çalışan Winklevoss kardeşler ile Divya Narendra da The Facebook’un yayılmasından haberdar olmuştur.
Mark’ın kendileriyle görüştükten sonra benzer özelliklere sahip bir internet sitesi hazırlaması, üç arkadaşın büyük tepki göstermesine neden olur.
Onlara göre Mark, birlikte geliştirmeyi kabul ettiği projeyi sürüncemede bırakmış ve bu süreçte kendi platformunu hazırlayarak avantaj elde etmiştir.
Mark ise farklı düşünmektedir.
Bir sosyal ağ fikrinin yalnızca belirli kişilere ait olamayacağına inanmakta ve geliştirdiği sistemin kendisine özgü teknik özellikler taşıdığını savunmaktadır.
Taraflar arasında başlayan anlaşmazlık, zamanla üniversite yönetimine ve hukuk temsilcilerine taşınır.
Winklevoss kardeşler, yaşananların Harvard’ın dürüstlük ve akademik etik anlayışıyla bağdaşmadığını düşünmektedir.
Özellikle üniversitenin saygınlığını korumak amacıyla hazırlanan kuralların, öğrenciler arasındaki bu tür anlaşmazlıklarda da geçerli olması gerektiğine inanmaktadırlar.
Ancak Mark, geliştirdiği platformun başarısını sürdürmeye odaklanmıştır.
The Facebook’un giderek artan kullanıcı sayısı, genç yazılımcının düşündüğünden çok daha büyük bir fırsatla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Bu sırada Eduardo’nun hayatında da önemli değişiklikler yaşanmaktadır.
Harvard’ın seçkin öğrenci topluluklarından birine kabul edilmesi, onun sosyal çevresinde önemli bir başarı olarak görülmektedir.
Ancak şirketle ilgili sorumlulukları, üniversite yaşamı ve yeni ilişkileri arasında denge kurmakta zorlanmaya başlar.
Mark ise bütün zamanını platformun geliştirilmesine ayırmaktadır.
Onun için yazılımı büyütmek, yeni özellikler eklemek ve daha fazla kullanıcıya ulaşmak, günlük yaşamının en önemli amacı haline gelmiştir.
Üstelik kullanıcı sayısındaki hızlı artış, büyük yatırımcıların dikkatini çekebilecek bir potansiyel oluşturmaktadır.
Eduardo, bu fırsatı değerlendirmek için New York’ta çeşitli iş görüşmeleri düzenler.
Ancak Mark’ın toplantılara karşı gösterdiği ilgisizlik, iki arkadaşın önceliklerinin ne kadar farklı olduğunu ortaya koyar.
Mark, geleneksel reklam anlaşmaları ve küçük yatırım teklifleriyle fazla ilgilenmemektedir.
Onun gözünde The Facebook, sıradan bir internet şirketinden çok daha büyük bir projeye dönüşebilir.
Bu düşünceyi güçlendiren kişi ise Sean Parker olur.
İnternet dünyasında Napster adlı müzik paylaşım platformuyla tanınan Sean, genç yaşta büyük başarılar elde etmiş deneyimli bir girişimcidir.
Ancak kariyeri boyunca çok sayıda hukuki sorunla ve iş anlaşmazlığıyla karşılaşmıştır.
Sean, internet şirketlerinin büyüme potansiyelini ve yatırım dünyasındaki ilişkileri yakından tanımaktadır.
The Facebook hakkında bilgi edinmesi, onu Mark ve Eduardo ile tanışmak istemeye yönlendirir.
Gerçekleştirilen görüşmede Sean, genç girişimcilere şirketin geleceğiyle ilgili oldukça iddialı düşüncelerini anlatır.
Ona göre platformun en büyük avantajı, kullanıcılarının onu yalnızca geçici bir internet eğlencesi olarak görmemesidir.
İnsanlar arkadaşlarının bulunduğu bir platformu kullanmaya devam etmekte ve zamanla yeni kişilerin katılması için de önemli bir neden oluşturmaktadır.
Bu özellik, sosyal ağların olağanüstü büyüme potansiyeline sahip olmasını sağlamaktadır.
Sean, Mark’a küçük hedefler belirlemek yerine çok daha büyük düşünmesi gerektiğini söyler.
İnternet dünyasının kurallarını değiştirebilecek bir girişimin, yalnızca birkaç üniversitede kullanılmasıyla yetinmemesi gerektiğine inanmaktadır.
Üstelik şirketin adından The kelimesinin çıkarılarak Facebook olarak kullanılmasının daha güçlü bir marka kimliği oluşturabileceğini düşünmektedir.
Mark, Sean’ın anlattıklarından büyük ölçüde etkilenir.
Eduardo ise yeni tanıştıkları bu girişimciye aynı güveni duymamaktadır.
Sean’ın geçmişte yaşadığı hukuki sorunlar ve iş dünyasındaki alışılmadık davranışları, Eduardo açısından ciddi endişeler yaratmaktadır.
Ancak Mark, Sean’ın sahip olduğu deneyimin ve bağlantıların şirketin gelişimine büyük katkı sağlayabileceğini düşünmektedir.
Böylece Facebook’un geleceğini belirleyecek yeni bir ilişki ortaya çıkar.
Mark, teknoloji şirketlerinin ve yatırımcıların yoğun olarak bulunduğu Kaliforniya’ya yönelmeye başlar.
Silikon Vadisi’ndeki fırsatlar, onun için Harvard’daki öğrenci hayatından çok daha heyecan verici görünmektedir.
Yaz tatilinde bir ev kiralayarak yazılım çalışmalarını burada sürdürmeye karar verir.
Yanında kendisiyle birlikte çalışan genç programcılar bulunmaktadır.
Dustin Moskovitz ve diğer ekip üyeleri, platformun teknik altyapısını geliştirmek için yoğun şekilde çalışmaktadır.
Yeni çalışanların seçilmesinde bile klasik iş görüşmelerinden farklı yöntemler kullanılmaktadır.
Mark, hızlı düşünebilen, karmaşık teknik sorunları çözebilen ve baskı altında çalışabilecek yazılımcılarla birlikte hareket etmek istemektedir.
Ancak Facebook büyüdükçe şirket içindeki ilişkiler de değişmeye başlamaktadır.
Eduardo, New York’ta finansal anlaşmalar yapmaya çalışırken Mark ve ekibi Kaliforniya’da teknoloji dünyasının merkezine yerleşmiştir.
Bu fiziksel uzaklık, iki arkadaş arasındaki iletişim sorunlarını da artırır.
Eduardo, şirketin kurucularından ve finansal sorumlularından biri olmasına rağmen önemli gelişmelerden zamanında haberdar edilmediğini düşünmektedir.
Sean Parker’ın Mark üzerindeki etkisinin giderek artması ise bu endişeleri güçlendirmektedir.
Mark’ın Sean ile daha fazla vakit geçirmesi, Eduardo’nun şirket içindeki yerini sorgulamasına neden olur.
Başlangıçta birbirlerine güvenerek ortaklık kuran iki arkadaş, artık şirketin geleceği hakkında aynı düşünceleri paylaşmamaktadır.
Eduardo için bir şirketin başarılı olabilmesi, sağlam finansal anlaşmalara ve profesyonel bir yönetim anlayışına bağlıdır.
Mark ise Facebook’un büyüme hızını korumaya ve internet dünyasında mümkün olduğunca geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmaya öncelik vermektedir.
Sean, bu süreçte Mark’a yatırımcılarla tanışma ve teknoloji sektöründeki fırsatları değerlendirme konusunda yol göstermektedir.
Ancak yeni bağlantılar ve finansal imkanlar, şirketin kurucuları arasındaki gerilimi azaltmak yerine daha da büyütmektedir.
Eduardo, kendi maddi katkılarının ve geçmişte üstlendiği sorumlulukların göz ardı edildiğini düşünmeye başlar.
Mark ise arkadaşının bazı kararlarının şirketin gelişimini tehlikeye attığına inanmaktadır.
İkilinin arasındaki güven giderek zayıflarken Facebook’un değeri ve kullanıcı sayısı artmaya devam eder.
Artık yalnızca üniversite öğrencilerinin birbirlerini bulmak için kullandığı bir internet sitesinden söz edilmemektedir.
Facebook, uluslararası ilgi görmeye başlayan, büyük yatırımlar çekme potansiyeline sahip bir teknoloji şirketine dönüşmektedir.
Bu hızlı büyüme, şirketin yönetimi, ortaklık yapısı ve geleceğiyle ilgili önemli kararların alınmasını gerektirir.
Ancak daha büyük bir şirkete dönüşmek, geçmişte verilen sözlerin ve kurulan dostlukların da sınanmasına neden olmaktadır.
Bir tarafta Facebook’un teknik ve ticari potansiyeli bulunurken diğer tarafta Mark’ın eski arkadaşlarıyla yaşadığı anlaşmazlıklar giderek büyümektedir.
Winklevoss kardeşler ve Divya Narendra, projelerinin haksız şekilde kullanıldığına inanmaktadır.
Eduardo ise arkadaşına duyduğu güvenin ve ortaklığa sağladığı katkıların gerçekten karşılık bulup bulmadığını sorgulamaktadır.
Mark ise bütün bu gelişmelerin merkezinde, geliştirdiği şirketin kontrolünü elinde tutmaya çalışmaktadır.
Film, Facebook’un kuruluş yıllarında yaşanan olayları yalnızca kronolojik bir hikaye olarak anlatmamaktadır.
Aynı zamanda ilerleyen dönemde başlayan hukuki süreçlerde tarafların verdikleri ifadeler üzerinden geçmişe dönmektedir.
Farklı kişilerin aynı olayları birbirinden farklı şekilde hatırlaması ve değerlendirmesi, hikayenin en dikkat çekici özelliklerinden birini oluşturmaktadır.
Bir kişi için büyük bir girişimcilik başarısı anlamına gelen olaylar, başka biri için güvenin kötüye kullanılması ya da verilen sözlerin tutulmaması olarak değerlendirilebilmektedir.
Bu nedenle Facebook’un nasıl kurulduğu sorusu, zamanla çok daha karmaşık bir hale gelir.
Bir internet sitesinin fikri kime aittir?
Bir şirketin gelişmesinde teknik yetenek mi, maddi destek mi yoksa doğru zamanda kurulan ilişkiler mi daha önemlidir?
Ve büyük bir başarıya ulaşabilmek için alınan kararlar, en yakın arkadaşlıkları bile değiştirebilir mi?
Sosyal Ağ (The Social Network – 2010), Harvard Üniversitesi’nde başlayan Facebook projesinin kısa sürede dünya çapında büyüyen bir teknoloji girişimine dönüşmesini ve bu süreçte yaşanan ortaklık anlaşmazlıklarını konu alan biyografik dram filmidir.
David Fincher’ın yönetmenliğini üstlendiği yapım, Facebook’un kuruluş dönemini Mark Zuckerberg, Eduardo Saverin, Sean Parker, Winklevoss kardeşler ve Divya Narendra arasındaki çatışmalar üzerinden anlatıyor.
Jesse Eisenberg’in canlandırdığı Mark Zuckerberg, olağanüstü zekasıyla büyük bir teknolojik başarıya ulaşmaya çalışan ancak insan ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşayan genç bir girişimci olarak öne çıkıyor.
Andrew Garfield’ın hayat verdiği Eduardo Saverin, arkadaşına duyduğu güven ve şirketin geleceğine ilişkin sorumlulukları arasında kalan bir karakter olarak dikkat çekerken Justin Timberlake’in canlandırdığı Sean Parker, internet dünyasının sunduğu büyük fırsatları ve girişimcilik kültürünün rekabetçi yönlerini temsil ediyor.
Armie Hammer’ın canlandırdığı Cameron ve Tyler Winklevoss kardeşler ile Max Minghella’nın hayat verdiği Divya Narendra ise Facebook’un kuruluşu etrafında gelişen fikir sahipliği ve etik tartışmalarının önemli tarafları arasında yer alıyor.
Ben Mezrich’in The Accidental Billionaires adlı kitabından uyarlanan film, gerçek kişiler ve olaylardan esinlenmekle birlikte bunları dramatize edilmiş bir anlatımla sunuyor.
Harvard Üniversitesi’nin sosyal ortamını, internet girişimciliğinin ilk dönemlerini ve Silikon Vadisi’nin rekabetçi iş dünyasını bir araya getiren The Social Network, yalnızca Facebook’un kuruluşunu değil; hırs, başarı, kıskançlık, arkadaşlık, ihanet, güç ve aidiyet duygusu gibi temaları da ele alan sürükleyici bir hikaye sunuyor.

