Unabomber, Amerika tarihinin en uzun ve karmaşık FBI soruşturmalarından birinin merkezindeki Ted Kaczynski’nin gençlik yıllarıyla, yıllar sonra onu bulmaya çalışan soruşturma ekibinin çalışmalarını paralel biçimde anlatan psikolojik bir suç draması.
Film, Ted Kaczynski’nin yalnızca “Unabomber” olarak bilinen dönemine odaklanmak yerine, onun henüz çok genç bir öğrenciyken nasıl bir hayat sürdüğünü ve çevresindeki dünyayla ilişkisinin zaman içinde nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyor. Hikayenin önemli bölümü 1950’lerin sonunda Harvard Üniversitesi’nde geçerken diğer tarafta yıllar sonra ülkeyi alarma geçiren bombalı saldırıların izini süren FBI ekibi bulunuyor.
Ted Kaczynski sıra dışı matematik yeteneği sayesinde henüz 16 yaşındayken Harvard’a kabul edilir. Akademik açıdan bulunduğu ortamın üstesinden gelebilecek zekaya sahip olsa da sosyal açıdan aynı rahatlığı yaşayamaz. Kendinden yaşça büyük öğrencilerin arasında bulunan Ted için üniversite yalnızca eğitim gördüğü bir yer değil, aynı zamanda insanlarla arasındaki mesafenin daha belirgin hale geldiği yeni bir dünyadır.
Harvard’daki hayatı sırasında Profesör Henry Murray ile tanışması hikayenin yönünü değiştirir. Murray, psikoloji ve insan davranışları üzerinde çalışan güçlü ve etkileyici bir akademisyendir. Christiana Morgan ile birlikte yürüttüğü çalışmaların merkezinde, insanların baskı altında nasıl davrandıklarını anlamaya yönelik deneyler vardır.
Ted de bu çalışmaların katılımcılarından biri haline gelir.
Başlangıçta akademik bir araştırmanın parçası gibi görünen süreç giderek daha yoğun bir hal alır. Ted’in kişisel düşünceleri, inançları, kendisini nasıl gördüğü ve dünyaya ilişkin fikirleri sorgulanmaya başlanır. Karşısındaki insanlar yalnızca söylediklerini dinlemekle kalmaz; onu belirli koşullar altında zorlayarak nasıl tepki verdiğini anlamaya çalışır.
Filmde genç Ted’in bulunduğu deney odası hikayenin en önemli mekanlarından birine dönüşüyor. Mikrofonların, kayıt cihazlarının ve çeşitli ölçüm araçlarının önünde oturan Ted, tekrar tekrar sorgulamalara tabi tutuluyor. Profesör Murray’nin uyguladığı yöntemler sıradan bir üniversite araştırmasının sınırlarından uzaklaştıkça Ted ile Murray arasındaki ilişki de öğrenci ve öğretmen ilişkisinin ötesine geçiyor.
Ted’in hayatı elbette sadece deneylerden oluşmuyor. Film onun ailesine döndüğü anlara, ev ortamına, küçük kardeşi David ile ilişkisine ve yaşıtlarıyla yakınlık kurmaya çalıştığı dönemlere de zaman ayırıyor. Ted’in tamamen insanlardan kopuk biri olmadığı özellikle bu bölümlerde görülüyor. Arkadaşlık kurmak, kabul edilmek ve romantik bir ilişkiye yaklaşmak istediği anlar bulunuyor.
Ancak Ted için insanlarla yakınlaşmak kolay değil. Harvard’daki arkadaşlıkları, ailesiyle kurduğu ilişki ve akademik çevrede karşılaştığı insanlar arasında sürekli kendisine ait bir yer arıyor. Matematikte gösterdiği üstün başarı sosyal hayatına aynı şekilde yansımıyor.
Profesör Murray ise Ted’in zekasını kısa sürede fark ediyor. Onun yalnızca başarılı bir öğrenci olmadığını, düşüncelerini son derece sistematik biçimde kurduğunu görüyor. Fakat bu durum Ted’i yürütülen deneyler açısından da dikkat çekici bir denek haline getiriyor.
Film ilerledikçe Harvard’daki Ted ile yıllar sonraki soruşturma arasında sürekli geçiş yapılıyor.
1990’lara gelindiğinde Amerika’nın farklı bölgelerinde gerçekleşen bombalı saldırılar FBI’ın önünde büyük bir dosya oluşturmuştur. Bombaların ortak özellikleri ve saldırganın bıraktığı sınırlı izler, bunların aynı kişi tarafından gerçekleştirildiğine işaret etmektedir. Buna rağmen failin kim olduğunu ortaya çıkarmak son derece zordur.
FBI bünyesinde yıllardır büyüyen bir soruşturma yürütülmektedir.
Bu taraftaki hikayenin merkezine Joanne Miller yerleşiyor.
Joanne soruşturmayı yalnızca bombaların teknik yapısı üzerinden değerlendirmiyor. Unabomber’ın yazdığı metinlere, kullandığı kelimelere ve düşüncelerini ifade ediş biçimine dikkat etmeye başlıyor. Ona göre aranan kişiyi bulmanın yollarından biri, önce onun nasıl düşündüğünü anlamaktan geçiyor.
Bu yaklaşım FBI içinde herkesin hemen kabul ettiği bir yöntem değil.
Soruşturmada Joanne ile birlikte Leo Driver, Eddie Turrell ve Dean Kaplan gibi isimler de görev yapıyor. Ekip üzerinde sonuç alma baskısı giderek artarken yıllardır devam eden araştırmanın farklı parçaları yeniden değerlendiriliyor.
Joanne’in ilgisini en fazla çeken konulardan biri Unabomber’ın teknoloji ve modern toplum hakkındaki düşünceleri oluyor. Saldırganın yazıları sıradan tehdit mektuplarından çok daha farklı bir yapı taşıyor. Metinlerde sanayileşme, teknoloji, modern hayat ve insan özgürlüğü üzerine uzun düşünceler bulunuyor.
Böylece soruşturmanın yönü değişmeye başlıyor.
FBI’ın karşısında yalnızca bomba yapmayı bilen biri olmadığı anlaşılmış durumda. Aranan kişi eğitimli, son derece dikkatli ve uzun süre yakalanmadan hareket edebilecek kadar sistematik düşünüyor. Bu nedenle ekip onun geçmişini, eğitim düzeyini, yaşadığı yerleri ve düşüncelerinin hangi çevrelerden etkilenmiş olabileceğini anlamaya çalışıyor.
Joanne’in araştırması ilerledikçe Unabomber’ın kullandığı dil daha önemli hale geliyor. Yazılarındaki belirli kelimeler, ifadeler ve fikirler üzerinden saldırganın kim olabileceğine ilişkin yeni bağlantılar kuruluyor. Film bu noktada klasik delil toplamaya dayalı bir FBI hikayesinden ayrılarak dil ve düşünce biçiminin de bir soruşturma aracına dönüşmesini anlatıyor.
Bir yanda FBI masalarında incelenen belgeler, haritalar ve yazılar bulunurken diğer yanda genç Ted’in Harvard yılları gösteriliyor.
İki hikaye birbirine yaklaştıkça Ted’in gençlik döneminde yaşadıklarının önemi daha açık hale geliyor.
Özellikle Murray tarafından yürütülen deneyler film boyunca tekrar tekrar Ted’in hayatına giriyor. Ted’in bir masanın başında oturtulduğu, vücuduna ölçüm cihazlarının bağlandığı ve karşısındaki kişilerin fikirlerini hedef alan ağır sorgulamalar yaptığı oturumlar giderek sertleşiyor.
Ted’in yalnızca söyledikleri değil, verdiği fiziksel ve duygusal tepkiler de kaydediliyor.
Christiana Morgan da bu sürecin önemli isimlerinden biri. Murray ile birlikte çalışan Morgan, Ted ile doğrudan temas kuruyor ve üniversitedeki deneylerin yürütülmesinde etkili oluyor. Ted’in onunla yaptığı görüşmeler zaman zaman Murray ile yaşadığı karşılaşmalardan daha kişisel bir nitelik kazanıyor.
Ted’in Harvard dışındaki hayatında ise ailesi önemli bir yer tutuyor.
Babası Turk Kaczynski ve annesi Wanda Kaczynski’nin bulunduğu aile ortamı, Ted’in üniversitedeki hayatından oldukça farklı. Küçük kardeşi David de Ted’in geçmişinin önemli parçalarından biri olarak hikayeye dahil oluyor.
Film bu aileyi ilerleyen yıllardaki soruşturmayla da ilişkilendiriyor.
Joanne ve FBI ekibi araştırmayı genişlettikçe olay yalnızca bombaların gönderildiği şehirleri birbirine bağlamakla sınırlı kalmıyor. Şüphelinin nerede yaşayabileceği, nasıl bir geçmişi olduğu ve toplumdan ne kadar uzak bir hayat sürdüğü üzerinde duruluyor.
Araştırma sonunda büyük şehirlerden ve FBI ofislerinden çıkıp Amerika’nın daha tenha bölgelerine doğru ilerliyor.
Montana’nın ormanlık ve dağlık coğrafyası bu noktadan sonra filmin önemli mekanlarından biri haline geliyor.
Joanne’in de dahil olduğu araştırma sırasında gözlerden uzak bir yaşam süren Ted’in dünyasına giderek daha fazla yaklaşılırken film, genç Ted ile ileriki yıllardaki Ted arasındaki fiziksel ve düşünsel mesafeyi karşılaştırıyor.
Harvard’da kendisine bir yer bulmaya çalışan genç matematik öğrencisinin yerini giderek modern toplumdan uzaklaşan bir insanın hayatı alıyor.
Ted’in teknolojiye ve sanayileşmeye yönelik tepkisi de hikayenin merkezindeki meselelerden biri. Film onun düşüncelerinin yalnızca kişisel öfkeden ibaret olmadığını; modern hayatın insanları doğadan, özgürlükten ve kendi kararlarını verme imkanından uzaklaştırdığına inanan daha geniş bir dünya görüşüne dönüştüğünü gösteriyor.
Ancak Unabomber, Ted’in bu düşüncelerini haklı çıkarmaya çalışan bir film değil.
Tam tersine, fikir ile şiddet arasındaki sınırın nasıl aşıldığını hikayenin temel problemlerinden biri haline getiriyor. Ted’in toplumla ilgili eleştirileriyle başkalarına zarar veren eylemleri aynı şeymiş gibi sunulmuyor.
Bu noktada Joanne ile Ted arasında doğrudan karşılaşmasalar bile ilginç bir anlatı bağı kuruluyor.
Ted yıllar boyunca toplumun nasıl çalıştığını çözmeye uğraşırken Joanne de Ted’in zihninin nasıl çalıştığını anlamaya uğraşıyor.
Joanne saldırganı bulabilmek için onun yazılarını okumak, savunduğu düşüncelerin mantığını takip etmek ve dünyayı onun gözünden değerlendirmek zorunda kalıyor. Bu süreç soruşturmayı kişisel hale getirmeye başlasa da Joanne’in asıl amacı fikirleri benimsemek değil; o fikirlerin arkasındaki insanın izini bulmak.
Filmin ilerleyen bölümlerinde FBI’ın araştırması Ted’in ailesine ve geçmişine daha fazla yaklaşırken Harvard yıllarında yaşanan deneyler de giderek daha sert bir noktaya ulaşıyor.
Özellikle Murray ile Ted arasındaki ilişki filmin psikolojik tarafını taşıyor. Murray kendisini insan davranışlarını anlamaya çalışan bir bilim insanı olarak görürken Ted giderek bir araştırma nesnesine dönüşüyor. Aralarındaki güç farkı, Ted’in yaşı ve onun deneylerde ne kadar baskıya maruz kaldığı hikayenin en rahatsız edici taraflarından birini oluşturuyor.
Buna karşılık FBI tarafında çok daha somut bir zaman baskısı var. Saldırganın yeniden harekete geçme ihtimali devam ettiği için ekip yıllardır biriken dosyalar arasından işe yarayacak bağlantıyı bulmaya çalışıyor.
Film son bölümüne doğru bu iki hikaye kolunu giderek birbirine yaklaştırıyor: Genç Ted’in Harvard’daki deneyimleri bir tarafta ilerlerken Joanne’in yürüttüğü araştırma diğer tarafta Ted’in yaşamına doğru daralıyor.
Buradan sonrası filmin soruşturmasının nasıl sonuçlandığını, Ted’in başına ne geldiğini ve hikayenin finalde hangi noktaya bağlandığını açık ettiği için spoiler vermeden bırakmak gerekiyor.
Özetle Unabomber, yalnızca FBI’ın bir bombacıyı aradığı polisiye bir film değil. Hikayenin asıl ağırlığı Ted Kaczynski’nin gençliğine, Harvard’daki psikolojik deneylere, yalnızlığına, ailesiyle ilişkisine ve modern dünyaya karşı giderek sertleşen düşüncelerine veriliyor. Buna paralel ilerleyen FBI soruşturması ise yıllar sonra ortaya çıkan şiddetin kaynağını anlamaya çalışan ikinci bir hikaye oluşturuyor.
Film bu nedenle polisiye, biyografi ve psikolojik dram arasında ilerliyor. Unabomber’ın kim olduğu baştan bilindiği için gizem “suçlu kim?” sorusuna değil, “bu insan buraya nasıl geldi ve FBI onun izini nasıl bulmaya başladı?” sorularına dayanıyor.
İçindekiler
Unabomber Oyuncuları ve Karakterleri
Ana oyuncu kadrosu:
Jacob Tremblay — Ted Kaczynski
Russell Crowe — Profesör Henry Murray
Shailene Woodley — Joanne Miller
Annabelle Wallis — Christiana Morgan
Alexander Ludwig — Leo Driver
Steven Ogg — Dean Kaplan
Marc Menchaca — Eddie Turrell
Filmde yer alan diğer oyuncu-karakter eşleşmelerinden bazıları:
Bruce Ramsay — Turk Kaczynski
Michelle LeBlanc — Wanda Kaczynski
Matthew Kevin Anderson — David Kaczynski (51 yaşında)
William Kosovic — David Kaczynski (8 yaşında)
Michael Laurence — Yaşlı Ted
Mark Camacho — Bill Ford
David Webster — Roy
Tanya Clarke — Susan Mosser
Michael Buie — Tom Mosser
Lola Grace — Kelly Mosser
Emily Lê — Tess Vu
Veronica Bergr — Joyce
Madison Seguin — Susie
Gus Halper — Mr. C

